Arabuluculuk ve müzakere, modern dünyada giderek daha fazla kurumsallaşan ve profesyonelleşen alanlar haline gelmiştir. Ancak bu büyüme süreci, beraberinde önemli bir sorun da getirmiştir:
Arabuluculuk özellikle birçok ülkede “mahkemelere hızlı ve ucuz alternatif” veya “hukukçular için yeni bir gelir kapısı” şeklinde tanıtılmıştır. Bu yaklaşım, arabuluculuğun özünü daraltmış, onu idari bir araç, ekonomik bir çözüm ve pratik bir meslek olarak çerçevelemiştir.
Oysa arabuluculuk yalnızca davaları azaltan bir mekanizma değildir; bireylerin değerlerini, kimliklerini, ilişkilerini ve içsel anlamlarını yeniden tanımlayabildikleri derin bir insanî alandır. Arabuluculuğu ekonomik ve idari faydalara indirgeyen bu söylemler, onun dönüştürücü gücünü gölgede bırakmaktadır. Aynı şekilde, müzakere de çoğunlukla yalnızca bir “kazan-kaybet” veya “daha iyi anlaşma elde etme” tekniği olarak görülmekte, insanın ve toplumun içsel dönüşüm potansiyeli göz ardı edilmektedir.
Tam da bu nedenle anlam odaklı arabuluculuk ve anlam odaklı müzakere, bu anlam kaybına bir yanıt olarak doğmuştur. Anlamı daraltan, süreci yüzeyselleştiren bu yaklaşımın karşısında, bu iki model müzakereyi ve arabuluculuğu yeniden insan, değer, kimlik ve toplumsal etki eksenine yerleştirir. Çünkü her müzakere ve her arabuluculuk, yalnızca bir sonuç üretme çabası değil, aynı zamanda kişinin kim olduğunu, neye bağlı olduğunu ve neye katkı sunduğunu yeniden tanımlayan bir deneyimdir.
Bu nedenle şu soru anlam odaklı yaklaşımın kalbinde yer alır: “Bu süreç yalnızca bana ne kazandırıyor değil, beni kim yapıyor?”
Bu makale, anlam odaklı arabuluculuk yaklaşımlarının neden gerekli olduğunu, hangi entelektüel temellere dayandığını ve müzakereci ile arabulucuya nasıl yeni bir etik ve anlam çerçevesi sunduğunu açıklamayı amaçlamaktadır.
Dayandığı Temeller ve Prensipler
1. Varoluşçu Temel: Anlam Arayışı
Viktor Frankl’ın “insanın anlam arayışı” kavramı bu yaklaşımların merkezindedir. İnsan yalnızca çıkar peşinde değil; kimliğini, yönünü, değerlerini ve topluma olan katkısını arar. Anlam odaklı yaklaşım, bu arayışı müzakere ve arabuluculuk süreçlerinin temel ekseni yapar.
2. Kimlik ve Değer Boyutu
Klasik müzakereler “Ne istiyorum?” sorusuna odaklanır. Anlam odaklı yaklaşım ise daha derine inerek şu soruları sorar:
• Neden istiyorum?
• Bu değerlerimle uyumlu mu?
• Bu süreç beni kim yapıyor?
Bu yaklaşım, müzakereci ve arabulucuyu birer teknik uygulayıcı olmaktan çıkarıp etik aktör, kimlik inşa edici ve toplumsal etki yaratıcı konumuna getirir.
3. Dönüşüm Odaklılık
Çatışmalar yalnızca çözülmek için değil, öğrenilmek ve dönüştürülmek için de vardır. Anlam odaklı arabuluculuk, tarafların kendi hikâyelerini yeniden anlamlandırmalarına, değer çatışmalarını fark etmelerine ve daha bilinçli seçimler yapmalarına yardımcı olur.
4. Evrensel Uygulanabilirlik
Anlam odaklı yaklaşım yalnızca hukuki ya da ticari uyuşmazlıklarda değil;
• aile ilişkilerinde,
• iş dünyasında,
• topluluk ve kurum çatışmalarında,
• kültürlerarası diyaloğun kurulmasında,
• diplomatik süreçlerde kullanılabilir.
Çünkü anlam ve kimlik her düzeyde insan davranışını belirler.
5. Sürdürülebilirlik ve Etik Temel
Kısa vadeli çıkarlar üzerine kurulu anlaşmalar kırılgandır. Anlam odaklı arabuluculuk ve müzakere, anlaşmaların etik değerler, uzun vadeli güven ve toplumsal fayda üzerine inşa edilmesini hedefler.
Anlam odaklı arabulucunun etik ilkeleri
1. Anlama Sadakat (Commitment to Meaning)
• Arabulucu, tarafların yalnızca anlaşmaya değil, sürecin arkasındaki değer ve anlam boyutuna ulaşmalarına yardımcı olur.
• Çözümlerin yüzeyde değil, kimlik ve değerlerde de köklenmesini gözetir.
2. Tarafsızlık ve Kapsayıcılık (Neutrality & Inclusivity)
• Hiçbir tarafın çıkarını, kimliğini veya değerini üstün tutmaz.
• Tüm taraflara eşit söz hakkı, görünürlük ve ifade alanı tanır.
3. Derin Dinleme (Deep Listening)
• Yalnızca söylenen sözleri değil, duyguları, değerleri ve sembolik anlamları da duyar.
• Sessizliğin, sembollerin ve duygusal tonların da birer mesaj olduğunu kabul eder.
4. Değerleri Görünür Kılma (Visibility of Values)
• Çatışmanın arkasındaki değerleri açığa çıkarır ve tarafların bu değerler üzerinden bağ kurmalarına zemin hazırlar.
• Çözümlerin etik ve sürdürülebilir değerler üzerine inşa edilmesine öncülük eder.
5. Empati ve Tanınma (Empathy & Recognition)
• Her tarafın kimliğini, deneyimini ve acısını tanır.
• Tarafların yalnızca anlaşma değil, karşılıklı tanınma ve saygı deneyimi yaşamalarını sağlar.
6. Dönüşüm Odaklılık (Transformative Orientation)
• Arabuluculuk yalnızca bir uyuşmazlığı çözme değil, tarafların kendilerini yeniden keşfetme
sürecidir.
• Süreçten çıkan her bireyin, anlamlı bir farkındalık veya içsel dönüşüm kazanmasını hedefler.
7. Etik Sorumluluk ve Şeffaflık (Ethical Responsibility & Transparency)
• Arabulucu, süreci dürüstlük, gizlilik ve açıklıkla yürütür.
• Çıkar çatışmalarından uzak durur ve sürecin güvenilirliğini her koşulda korur.
8. Toplumsal Katkı (Contribution to Society)
• Arabuluculuk yalnızca bireysel taraflara değil, topluma da hizmet eder.
• Çatışmaların daha adil, daha bilinçli ve daha barışçıl bir toplumsal düzene katkı sunmasını gözetir.
Sonuç Yerine
Anlam odaklı arabuluculuk, arabuluculuk ve müzakereyi yalnızca teknik araçlar olarak gören anlayışa bir alternatif değil, bir paradigma değişimi önerir. Bu yaklaşımlar, insanın ve toplumun anlam arayışını merkeze alarak müzakerecileri yalnızca “daha iyi pazarlık yapan kişiler” değil, anlam yaratan liderler; arabulucuları yalnızca “çözüme götüren uzmanlar” değil, dönüşüme rehberlik eden aktörler haline getirir.
Bu nedenle anlam odaklı yaklaşım, hem bireysel hem toplumsal seviyede daha etik, daha derinlikli ve daha sürdürülebilir bir çatışma çözümü kültürü inşa etmeyi amaçlar. Çünkü anlam odaklı arabulucu sadece bir anlaşma kolaylaştırıcısı değil;
• anlamı açığa çıkaran,
• değerleri görünür kılan,
• bireyleri dönüştüren,
• topluma katkı sağlayan bir etik rehberdir.