5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu 30. maddesinin yürürlüğe girmesiyle beraber, Türkiye’de ilk kez hayatımıza giren sigorta tahkim, 12.08.2009 tarihinde ilk başvurusunu alarak faaliyete başlamıştır. Türkiye’de sigorta tahkim, sigorta ombudsmanlığının ülkemiz şartlarına uyarlanmış bir uygulama olarak karşımıza çıkar.
2024 yılındaki başvuru sayısı 615.240 olup başvuruların yaklaşık %88,26’sı gerçek kişiler (543.015), yaklaşık %11,74’ü tüzel kişiler (72.225) tarafından yapılmıştır. Başka bir ifadeyle, sigorta tahkim, 16 yıl içinde mahkemelerin iş yükünü ziyadesiyle almış ve birçok vatandaşa ve yabancılara daha hızlı, uyuşmazlık konusu hakkında uzmanlar eliyle ve daha az masrafla uyuşmazlığının çözümlenmesi için mahkeme dışında bir yargı yolu olmuştur.
Sigorta tahkimin, tahkim hukukunun genel prensiplerinden ayrılan birçok yanı olmasına karşın tahkim yargılamasını tabana yaymayı sağlayan bir yargılama faaliyeti olması önem arz etmektedir. Zirâ, tahkim yargılamasının uygulandığı ICC, ICSID, WIPO, FIDIC gibi uluslararası tahkim uygulamalarına konu uyuşmazlıkların, büyük montanlı uyuşmazlıklar olduğu görülmektedir. Aynı şekilde, TOBB nezdindeki kurumsal tahkim, ISTAC gibi ulusal düzlemdeki kurumsal tahkime konu uyuşmazlıklar da ticaret yapan sermayedar kesimin uyuşmazlıklarını konu almaktadır. Bu sebeple, tahkim yargılamasının faydalarından olan uyuşmazlığın, daha az maliyetle, uyuşmazlık konusuna ilişkin uzmanlar eliyle ve daha hızlı çözümlenmesini sağlayan mahkemelere bir istisna nitelikteki yargılama yolundan, daha çok sermayedar kesimin yararlanması söz konusudur. Oysaki, işaret ettiğimiz tahkimin avantajları olarak bilinen faydalardan, tüketici veya tüketici olmaksızın ticaretle uğraşmadığı halde uyuşmazlığı olan gerçek kişilerin de (vatandaşların) yararlanması gerekmektedir. Tüketici Hakem Heyetleri ise, tüketicilerin tüketici işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümlenmesi için ihdâs edilmişse de sigorta tahkim yargılamasının sağladığı fonksiyonları sağlayamamaktadır. Zirâ, öncelikle, tüketici işlemlerini kapsamadığı için gerçek kişilerin üzerinden tasarruf edebileceği tüm uyuşmazlıkları kapsamamaktadır. Buna ilaveten, tüketici hakem heyetleri tarafından yapılan yargılama, sigorta tahkim yargılaması kadar nitelikli bir yargılama faaliyeti değildir. Zirâ, tüketici hakem heyetlerini teşkil eden hakemler, 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun 66. madde gereği, uyuşmazlık konusunda uzman olan kişilerden oluşmamaktadır. Bu nedenlerle, sigorta tahkim, tahkim yargılamasının taban inmesi, halkın da etkin bir tahkim faaliyetinden yararlanabilmesi adına çok önemli bir tahkim yargılama modelidir.
Sigorta tahkimin tahkim hukukundaki yerini, tahkim hukukundaki temel ilke ve uygulamalardan ayıran özelliklerine göre değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bunların başında, sigorta tahkim yargılamasında, -yargılamanın başlaması ve sona ermesi hariç- taraf iradesi ilkesinin geçerli olmamasıdır. Zirâ, sigorta tahkim yargılamasında hakemler, taraflarca seçilmemekte, sıra usulüyle hakem listesinden görevlendirme yapılmaktadır. Buna paralel olarak hakem ücretleri de taraflarca ödenmemektedir. Dolayısıyla, tahkim hukukundaki hakemleri tarafların seçmesi ve hakem ücretinin ödenmesi, sigorta tahkim yargılamasında uygulanmadığı için tahkim yargılaması maliyet kalemleri arasında hakem ücreti yer almamaktadır ki bu durum, özellikle gerçek kişiler için büyük mâli avantaj sağlamaktadır.
Taraf iradesinin sınırlı olmasının bir diğer sonucu olarak, tahkim hukukundan farklı olarak, uygulanacak olan maddi hukuk ve usûl kuralları taraflarca belirlenmemektedir. Sigorta tahkim yargılamasında uygulanan maddi hukuk, mahkeme yargılamasındaki gibi iç hukukta geçerli olan mevzuattır. Sigortacılık Kanunu m.30/ f.23 hükmü gereği, Sigortacılık Kanun’unda düzenlenmeyen konularda, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümleri kıyasen uygulanacaktır. Sigortacılık Kanun’unda düzenlenen usul kuralları sınırlı sayıda ve hakemin reddi, hakemlikten çekinme, kabul edilebilirlik şartları, hakemlerin görevlendirilmesi, uyuşmazlık hakem kararlarına karşı sigorta tahkim içinde yer alan itiraz müessesi, raportör aşaması gibi son derece az sayıda konulardır. Sigortacılık Kanunu m. 30/ f. 12 düzenlemesinde HMK’nın temyiz hükümlerine ise doğrudan atıf yapılmıştır. Dolayısıyla, sigorta tahkim yargılamasında, Sigortacılık Kanun’unda sınırlı sayıda belirtilen konular için Sigortacılık Kanunu ve diğer tüm usul kuralları içinse sigorta tahkimin niteliğine uygun düştüğü ölçüde HMK hükümleri kıyasen uygulanmaktadır[4]. Konuyu, zorunlu tahkim hukuku bakımından değerlendirdiğimizde, zorunlu tahkimde HMK 407-444. maddeler uygulanamazken sigorta tahkimde niteliğine uygun düştüğü ölçüde uygulama alanı bulacak olması, tahkim hukukundaki temel ilkelerden ayıran bir başka özelliktir.
Sigorta tahkimde taraf iradesi ilkesinin sınırlı konularda geçerli olmasının bir diğer sonucu, verilen hakem kararlarının denetimine ilişkindir. Şöyle ki, tahkim yargılamasında, taraf iradesi hâkim olduğu için tahkim kararlarına karşı sadece HMK 439. madde sayılan sebeplerle sınırlı olarak iptal davası açılması söz konusudur ki bahsi geçen düzenlemesi sebepler, uyuşmazlığın esasına yönelik olmayıp daha çok kamu düzeniyle bağlantılıdır. Oysaki sigorta tahkim yargılamasında, uyuşmazlık miktarı 2025 yılı için 300.000.-TL’nin üzerinde ise Yargıtay tarafından yapılan temyiz yoluyla denetime tâbidir. Başka bir deyişle; tahkim hukukunun temel prensiplerinden farklı olarak sigorta tahkim yargılaması neticesinde verilen kararın esası da denetime açıktır. Tahkim hukukundaki bu temel prensip sigorta tahkim yargılamasında olmadığı için sigorta tahkim yargılamasında da somut norm denetiminin yapılmasının kâbil olması ve direnme hakkının olması gerekmektedir.
Tahkim hukukundaki temel ilkelerden birisi olan kompentez – kompentez de sigorta tahkimde uygulanmamaktadır. Hakemi red sebeplerinin olması halinde, taraflar, Sigortacılık Kanunu m. 30 / f. 15 hükmü gereği, red sebeplerini Sigorta Tahkim Komisyonu’a bildirmeleri gerekmektedir ve itirazı değerlendirip kararı veren de Sigorta Tahkim Komisyonudur.
Tahkim hukukunda yer almayan bir diğer husus, uyuşmazlık hakeminin verdiği karar karşı, sigorta tahkim içinde yer alan bir itiraz prosedürünün olmasıdır. Uyuşmazlık konusunun, 28.000.-TL ve üzerinde olması halinde, uyuşmazlık hakem kararlarına karşı 3 kişiden oluşan itiraz hakem heyeti tarafından inceleme yapılmaktadır. Bu inceleme, istinaf benzeri bir inceleme olup işin esasına girilerek denetim yapılmaktadır. Uyuşmazlık hakem yargılamasında eksiklik olması halinde, itiraz hakem heyeti yargılaması ile bu eksiklik tamamlatılmaktadır ve ihtiyaç olması halinde, uyuşmazlık hakem kararı kaldırılarak yeniden hüküm tesis edilmektedir. İtiraz hakem heyetinin kararları, uyuşmazlık miktarının 300.000.-TL ve altında olması halinde kesindir. Aksi halde, temyiz yolu açıktır.
Buna ilaveten, sigorta tahkim yargılamasını tercih etmek başvurucunun seçimlik hakkı olup tahkim yargılamasındaki gibi bir tahkim sözleşmesi veya tahkim klozunun varlığına ihtiyaç duyulmamaktadır. Bunun bir sonucu olarak da mahkemede dava açılması halinde ilk itiraz sebebi teşkil etmemektedir.
Sigorta tahkimde, tahkim hukukundaki tahkim sözleşmesi / tahkim klozunun varlığına gerek olmadığı için esas ilişkin uyuşmazlık kaynağı olan sigorta sözleşmesine taraf olmayan 3. kişi konumundaki menfaat sahiplerinin de tahkim yargılamasından yararlanmasını sağlamaktadır. İşaret edilen durum gereği, borcun kaynağı haksız fiil olsa da menfaat sahibi 3. kişi tarafından mahkeme yerine sigorta tahkim yargılaması seçilebilme olanağını sağlamaktadır.
Sigorta tahkimin, tahkim hukukundaki yeri bağlamında sigorta tahkimin ad hoc tahkimle bağlantı kurulan yasal bir düzenlemeden de bahsedilmesi gerekirse, Sigortacılık Kanunu m. 30/ f. 24 hükmü “Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanunu çerçevesinde yapılacak tahkim için seçilecek hakemlerin de bu maddede sigorta hakemleri için aranılan nitelikleri taşıması gerekir.” şeklindedir. Bu düzenlemenin amacı, Sigortacılık Kanunu 30. madde gerekçesinde, uygulamada ad hoc tahkim yargılaması ile sigorta tahkim yargılaması arasında paralellik sağlanması olduğu belirtilmiştir. Bahsi geçen düzenlemeden dolayı, sigorta hakemi listeleri altı ayda bir Adalet Bakanlığına iletilmektedir. Ancak, uygulamada sigorta sözleşmesinden doğan uyuşmazlıkların çözümlenmesinde ad hoc tahkim yargılamasındaki hakem seçimlerinde, işaret edilen listelerden yararlanılmamaktadır.
Doktrinde tahkime elverişli olup olmadığı tartışmalı olan 4857 Sayılı İş Kanunu 20. maddede yer alan uyuşmazlıklar, kira sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklar gibi zayıf olan tarafın korunması amacıyla tahkime elverişlilik bakımından, sigorta tahkimin yeri de önem arz etmektedir. Şöyle ki, doktrinde, tüketici ve iş hukuku gibi taraflardan birisinin zayıf kabul edildiği uyuşmazlıkların tahkime elverişli olmadığı ileri sürülmektedir. Yargıtay içtihatları da, zayıf olan tarafın korunması için kira sözleşmesinden doğan uyuşmazlıkların mahkemede çözümlenmesi gerektiği, avukatlık ücret sözleşmelerinde yer alan tahkim şartlarının geçeriz olduğu yönündedir. Oysaki, sigorta tahkimin kuruluş amacı ise, sigortalıların mağduriyetlerinin önlenmesidir. Sigortacılık Kanunu 30. madde gerekçesinde, kanunun yürürlüğe girdiği dönemde sigorta sektöründeki durum izah edilerek sigortalıların mağduriyetinin giderilmesi amacı açıkça ifade edilmiştir. Başka bir deyişle, tahkim hukukunda zayıf olanın korunması için üzerinden tasarruf edilebilen bazı uyuşmazlık konularının tahkim yargılamasına elverişli olmadığı yönünde bir uygulama ve hatta Yargıtay içtihatları geliştirilmişse de sigorta tahkim yargılamasında ise, tam tersine, zayıf olanın korunması amaçlanmıştır. Böylece, sigorta sözleşmesinin (sigorta poliçesinin) zayıf tarafı olan sigortalı ve hatta sözleşmenin tarafı olmayan menfaat sahiplerinin tahkim yargılamasından yararlanma imkânı getirilmiştir. Bu sebeple de sigorta tahkim modeli, tahkim hukuku ilkeleri gereği zayıf olan tarafı korumak gayesiyle tahkim yargılaması dışında bırakılan birçok uyuşmazlık için zayıf olanı da koruyarak tahkim yargılamasının yapılabilmesi için bir model olabilir.
Yukarıda izah edildiği üzere, sigorta tahkim modeli, tahkim hukukundaki birçok temel ilkeden ayrılsa da tahkim yargılamasının tabana inmesini sağlayan bir yargılama faaliyeti olmuştur. Bu sebeple, ticaret hayatının dışında olan sermayedar olmayan gerçek kişilerin, üzerinde tasarruf edebilecekleri mal rejiminin tasfiyesine ilişkin uyuşmazlıklar gibi diğer uyuşmazlıkların çözümlenmesi için sigorta tahkim yargılaması modelinin esas alınması, gerek mahkemelerin iş yükünün azaltarak devlet bütçesine katkı sağlaması ve gerekse mahkeme dışında bir yargılama faaliyeti ile mahkemeye göre çok daha kısa sürede, hakem ücreti de ödemeksizin, uyuşmazlık konusunda uzmanlaşmış kişiler tarafından uyuşmazlıkların çözümlenmesi şansını elde ederek tahkim yargılamasının tabana yayılmasının sağlayacak olması bakımından önemlidir.